Evinize yeni bir koltuk takımı aldınız ya da yeni bir halı. Çocuğunuz çikolata veya meyve suyunu halının üzerine dökerse ne yaparsınız?
Diyelim ki dayak attınız, ya da bağırdınız. Böylece çocuğu terbiye etmiş mi olursunuz? Bu olaydan çocuğunuz ne öğrenmiş olur? Sorunun cevabını ben vereyim. Maddenin insandan daha önemli olduğunu, eşyaları kırmanın ya da kirletmenin kalbi kırmak ya da kirletmekten daha ağır cezası olduğunu öğrenir. Materyalist çocuk böyle yetişir zaten.
Misafirleriniz göstermek (!) için teşhir ettiğiniz fincan – tabak takımınızdan bir parçayı kıran çocuğunuza attığınız şamar Yazının devamını oku »
Kalıcı Bağlantı
Yorum Yapın
Zulüm acı çektirmektir. Zalim, acı çektiren kişiye denmez mi? Kimin kime acı çektirdiği önemli değil. Siz birisine haksız bir muamelede bulunuyorsanız, hak etmediği acıları çektiriyorsanız bu tanımın içine girersiniz. Anne de olsanız, baba da.
İki yıl önce bir konferansımdan sonra duyarlı bir anne yanıma geldi. Anlattıklarıma katkı sağlayacağını düşündüğü notlarını bana verdi. Notlarını inceledim. Çok güzel bilgiler derlemişti. Notları okurken bir cümle çok dikkatimi çekti. “Zalim bir anne babanın evladın çektirdiği acı ile, cahil bir anne babanın evladını çektirdiği sıkıntılar arasında fark yoktur. Bu cümleyi okuyunca hemen yanına not düştüm; Evet! Cehalet zulümdür.”
* * * * * * * * *
Çocuğu başka çocuklarla kıyaslamak zulümdür.
Evde, misafirlerinizin yanında, çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslarsanız ona zulmetmiş olursunuz. Yazının devamını oku »
Kalıcı Bağlantı
5 Yorumlar
Üniversite 2. sınıftayım. Arkadaşlar soruyorlar, “Derya hasta mısın? Yüzün sapsarı. “Yok değilim” diyorum. Mevsim bahar, ama gökyüzü kapkara bulutlarla kaplı gibi geliyor bana. Ne çiçekleri görüyor gözüm, o çok sevdiğim çiçekleri, leylakları, laleleri, sonra yaza doğru kampusun her yanında sık sık açan gülleri… Ne de kuşların cıvıltılarını duyuyorum. Ne yemek var ne de uyku. Benim içim acıyor. Bana bir şeyler oluyor diyorum kendi kendime.
Ben vuslata yaklaştıkça, gizli bir el engelliyor sanki, yaklaşmak istedikçe uzaklaşıyorum. Yazının devamını oku »
Kalıcı Bağlantı
Yorum Yapın
İçindeki ateş gözlerinden okunuyordu Fatih’in. Öğrencim değil, arkadaşımdı. Yıllardır öğrencilerimle ilk tanıştığım derste “önce arkadaşım sonra öğrencimsiniz” diyordum. Fatih’te arkadaşımdı.
“Yanıyorum hocam!” dedi.
Bahsettiği yangının “yürek yangını” olduğunu anladım.
“Elif’i olmayan, Elif’ini kaybetmiş bir fetihim ben!” dedi. Hiçbir şey anlamamıştım. Sonra önündeki kâğıda Arapça feth kelimesini yazdı.
“Bak hocam, bu kelimenin içinde Elif olmadığı sürece Fatih olmuyor. Bende Elifsiz Fatih olamayacağım. Ben bende değilim hocam. Nereye baksam onu görüyorum… Yerde Elif, gökte Elif, kağıt’ta Elif, defterde Elif, kitapta Elif… Sağımda Elif, solumda Elif… Bazen nefesim kesiliyor hocam… Ne yapacağımı bilmiyorum.”
İçindeki yangınla yazdığı şiirleri okuyordu. En hoşuma gideni ise Yazının devamını oku »
Kalıcı Bağlantı
3 Yorumlar
Hepimizin ağzına pelesenk olan, popüler kültürümüzü esir alan şu “Beden Dili” şamatası sıkmadı mı artık?Hele o “beden dilini etkili kullanma sanatı” üzerine atıp tutmalar, tavsiyeler, kitaplar, kurslar yok mu! İtiraf ediyorum, bunları işitmek bile artık ruhumda bulantı hissi uyandırıyor.
Beden dili, kaş göz dili, kılık kıyafet dili, dilin dili…
Tamam, hepsinin söze olmayan iletişimde ayrı bir yeri ve değeri var. Ama hiç kandırmayalım kendimizi! Bu konular anlamak ve anlatmak için gündeme gelmiyor ki!..
Bunların hepsi karşımızdakini etkilemek ve “malı götürmek” üzerine kurulu taktik ve stratejiler olarak getirilip önümüze konuluyor.
İnsanlara “aman beden diline dikkat et” deniyor ama Yazının devamını oku »
Kalıcı Bağlantı
2 Yorumlar